yazar_isim
2012-10-20

Ülke dinamiklerinin zorla değiştirilmesi, çehrelerinden rahatsızlıklar dökülen huzursuz bir toplumuna dönüştürmüştü bizi. Zoraki devrimin dalgalarının gücü, zahirde küçük şehrimizin gövdesinde ciddiye alınmayacak etkilere yol açıyordu. Ancak işin korkunç yanı, halktaki değişim fazla da hissettirmeden içten içe çürütüyordu asırlık dev çınarımızı.

Devletin gönderdiği memur ve askerlerinin ilçedeki varlıkları, beyaz bir kâğıdın üzerine yapışan kirli bir lekeyi andırıyordu. Dışarıdan gelip bir tarafımıza konan karasineklerden başka bir anlam ifade etmiyorlardı bizim için. Hatta şehrimize tayin edilen memureler ya da memur eşleri, bir zaman sonra ortamın havasının etkisinde kalıp bedenlerinin açık bölümlerini örtmeye çalışıyorlardı. Ancak asker eşlerinin aksine hareket ettikleri, daha fazla açılıp dikkatleri celp etmek için özel uğraşı içinde oldukları gözlerden kaçmıyordu.

Uzunca bir tarihi geçmişi olan şehrimizin etrafında nice savaşlar yaşanmıştı. Şehrin gayretli insanları topraklarını, onurlarını ve dinlerini korumak için bedenlerini siper edip ciddi direnişler sergilemişlerdi. Oysa bugün şiddeti yüksek zihinsel saldırılar dayatıldığı halde direnişten haber yoktu.

Şehrin bir tek lisesi vardı. Bu okulun en başarılı öğrencileri arasında sayılıyordum. Şarlatan ve gevşek tiplerin dışında şehirliler kız çocuklarını liseye göndermiyordu. Çünkü okul, kız çocuklarının tesettürden sıyrılması anlamı taşıyordu. Okul sıralarını daha çok dışarıdan gönderilen memur ve asker kızları dolduruyordu.

Şehrimizde sinema yoktu. İçkiyle tanışmamıştı insanımız. Televizyonla tanışık olanlar bir elin parmağını geçmezdi. Dindar bir halkımız vardı. Camiler ağzına kadar dolardı. Bütün çabalara rağmen devletten uzak durmaya çalışan şehirli, geleneklerini ve inancını yaşamaya çalışıyordu.

O günlerde ilçenin kaymakamı gitmiş, yeni kaymakam atanmıştı. Bu türden gelişmeler şehir halkını fazla da ilgilendirmiyordu. Atanan memurların çoğu değerlerimizle uyuşmadığından, hiçbirine aldırdığımız yoktu. Çok geçmeden yeni kaymakamın farklılıkları sağda solda konuşulmaya başlandı. İlçenin dindarlığından aşırı derecede rahatsızlık duyduğu söyleniyordu. Hareketli bir adamdı. Çehresindeki hırs damarları belirgin şekilde ortaya çıkmıştı. Okulun yeni mezunlarındandı. Yobazlığı yok edip ilçeye modern bir çehre kazandırmaya ve Batı medeniyetinin parçası haline getirmeye and içmişti. Hayatına da mal olsa bu projeyi gerçekleştireceğini söylüyordu.

Hızlı bir tempoyla başladı işe. Milli eğitim, müftülük ve şehir esnafı derken farklı kesimleri makamına çağırtıp ilçenin çehresini değiştirmeye karar verdiğini anlatıyor, kendisine yardımcı olmalarını istiyordu. Kimseye bir şey danıştığı, kimseyi dinlediği yoktu. Düşüncelerini dayatmayı, burnunun dikine hareket etmeyi seviyordu. Sadece emretmekten anlayan, muhataplarını adam yerine koymayan komutan edasıyla hareket ediyordu. İlçenin modern bir çehre kazanması, sinema, gazino, içki satış büfeleri ve eğlence mekânlarıyla donatılması ve gençlerin modern alanlara açılması gerektiğini; her fırsatta dile getiriyordu.

Kaymakamın girişimleri, şehrin güngörmüş çehreleri arasında ciddi endişelere yol açmıştı. İslami hayatın canlı tutulması için çabalayan dedem, gelişmelerden en fazla kaygı duyanlar arasındaydı. Herkes merakla olacakları beklerken lisenin bir salonu seyyar sinemaya dönüştürüldü. Görevliler kapı kapı dolaşıp haftada bir oynatılan sinemaya davet ediyorlardı halkı. Davetlilerden para istenmediği gibi çaylar da devletin kesesinden ikram ediliyordu. Bu adım, ilk günlerde fazla ilgi görmemişti. Oysa sonraki günlerde yapılan propagandalar, gençlerin gizliden gizliye sinemaya yönelmesine yol açmıştı.

Olanlardan epeyce rahatsız olan dedem, yanına iki arkadaşını alıp kaymakamın makamına çıktı. Kaymakam, yaşlıların tepkisine epeyce öfkelenmişti. Halkı aydınlatmaya ve uygarlaştırmaya çalıştığını, bu yoldan kimsenin döndüremeyeceğini, engellemeleri durumunda şiddetle karşılık vereceğini bildirdi.

Dayatmalarla gelen değişim, şehri gergin hale getirmiş; huzursuzluğu zirveye çıkarmıştı. İtirazlara tepki gösteren kaymakam, İkinci bir Kubilay olacak kadar kararlı olduğunu söylemekten çekinmiyordu. Fazla zaman geçmeden şehirdeki ipsiz sapsız takımından birine içki dükkânı açtırdı. Ardından şehrin kalıcı sineması faaliyete geçirildi. Gençlerin değişime çabucak ısındırılmaları için dışarıdan kadın sanatçılar getirildi. Milli eğitim personelinden görevlendirilen birkaç öğretmen, kapı kapı dolaşıp kız çocuklarının okula gönderilmesi için aileleri iknaya çalışıyorlardı.

Dayatmalar her geçen gün öfkeleri daha fazla kabartıyordu. Halk rahatsızdı. Korku keskin bir kılıç gibi frenliyordu insanları. Gelişmelerden büyük acılar çeken dedem, kapı kapı dolaşıp halkı çılgınlıklara karşı durmaya çağırıyordu. Ancak korkuya yenilmiş duygular, ümitsiz bakışlara ve cevapsız çağrılara neden oluyordu.

Dedemin daveti üzerine şehrin esnafından dört kişilik bir grup kaymakamın huzuruna çıkıp rahatsızlıkları dile getirdi. Esnafa öfkelenen kaymakam, bu iş için bir daha kapısına gelenlerin zindanı boylayacaklarını söyleyip; tavizsizliğini bir kez daha ortaya koydu.

Kuruluş tarihinden beri semalarında ezandan başka seslerin yükselmediği şehirde saz ve kadın sanatçıların sesi geceyi yarmaya başlamıştı. Asker, memur ve şehrin avare takımına devlet kesesinden içirilen içkilerle, bakire yüzlü şehrimiz ayyaş yuvasına dönmüştü. Önceleri “günah” deyip karşı çıkan gençlerin bir kısmı gözlerini raks eden kadınlardan ayıramıyordu artık.

Bir ay arayla iki kahvehane açıldı. Kahvelere televizyon yerleştirildi. Çok sayıda sandalyeyle halkın hizmetine hazır hale getirildi. Gidenlerden ücret alınmıyordu. Önceleri çekine çekine kahveye giden gençler, bir müddet sonra alışmaya başladılar. Kısa süre sonra da kahvelere oyun aletleri yerleştirildi.

Halktaki rahatsızlıklar kaymakamı endişelendirmişti. Başına bir belanın getirilmesinden korkuyordu. Yanına aldığı iki asker, gölge gibi kaymakamın korumalığını yapıyordu.

Dedemin hiçbir uğraşısı netice vermemişti. Kaymakamı öldürmenin dışında çarenin kalmadığını söylüyordu. Bunun çözüm olduğuna inansa derhal harekete geçip kendisini feda edecekti. Cesaretli adamdı. Dedemin öldürme üzerine yoğunlaştığını fark eden babam, böyle bir durumda devletin öfkelenip katliama başlayacağını, daha önce birçok insanın katliamlardan geçirildiğini söyleyip dedemi vazgeçirdi.

Soğukların yavaş yavaş kendini gösterdiği bir sonbahar akşamının üzerinden üç saate yakın bir zaman geçmişti. Evimizin dış kapısı şiddetle vurulmaya başlandı. Kapıyı açtığımda bir grup askerle karşılaştım. Tedirgin oldum. Dedemi çağırmamı istediler. Bir iki soruya cevap vermek için kendileriyle karakola gitmesini istediler. Aralarına katıp götürdüler.

O gece sabaha kadar dedemi bekledik. Yüzlerimizden endişe ve tedirginlik dökülüyordu. Dedemin başına bir bela getirileceğinden korkuyorduk. Bolca dua edip yardım etmesi için Allah’a yalvardık. Sabaha kadar gelmedi. Güneşin doğuşuyla birlikte kapıda görününce derin bir nefes aldık. Anlattığına göre o gece on beş kişiyi toplamışlar. Kısa bir konuşma yapan kaymakam tehditler savurmuş. Gözdağı vermek için sabaha kadar tutmuş, ardından serbest bıraktırmış.

Gözaltı olayı, rahatsızlığımızı daha fazla arttırmıştı. Müzik seslerinin şehrin semalarına tırmandığı bir gece dedemle birlikte oturmuş zulmü nasıl durduracağımızı konuşuyorduk. Evimizin şehrin merkezine yakın olması müzik seslerinin bizi epeyce rahatsız etmesine yol açıyordu. Çıkış yolu üzerine konuşurken gözlerimi yüzüne dikip uzun uzun inceledim. Çehresinde ürkütücü bir tedirginlik vardı. Derin bir iç çekip bir müddetliğine sustu. Ardından:

-Salih! Elbiseni giy ve raksın olduğu yere git. Kalabalığın içine katıl! Dikkatleri üzerine çekmeden kaymakamı takip et. Bak ne yapıyor, nerelere gidiyor, kiminle dolaşıyor? Onunla ilgili bana bilgi getir! dedi.

Zor bir işti. Gençlerin kötü yerlere gitmesini engellemeye çalışırken oraya gidecektim. İsteksizdim ancak karşı da çıkamazdım. Dedeme büyük bir muhabbetim ve bağlılığım vardı. İstemeye istemeye elbiselerimi giyip çıktım. Bedenlerini açıp insanların ilgisini çekmeye çalışan, şarkı söyleyip oynayan kadınların etrafında toplanmış erkeklerin arasına karışıp bir kenarda oturdum. Günah saydığımdan dolayı bakmıyordum. Gözlerim kaymakamı arıyordu. Ön taraflarda komutanla birlikte oturmuş kadınları izliyordu. Program geç saatlere kadar devam etti. Yanında iki asker olduğu halde yerinden kalkıp evine doğru hareket etti. Eve girmesiyle birlikte askerler ayrıldı. Karanlığın içinde beklemeye başladım. Ayrılmaya karar verdiğim sırada kaymakamın kapısı açıldı. Etrafa kısa bir göz gezdiren kaymakam sokağa çıkıp yürümeye başladı. Biraz ilerledikten sonra başka bir sokağa girdi. Gece şehri kolları arasına almış derin bir uykuya sürüklemişti. Her tarafta sessizlik hakimdi. Tek başına ıssız sokaklara dalan kaymakam hedefine doğru yürüyordu.

Büyük bir heyecan vardı üzerimde. Görüleceğimden korkuyordum. Fark etmesi durumunda tanınmamak için kaçmaya karar vermiştim.

Birkaç sokağı geçtikten sonra hafifçe etrafına baktı. Bir şeylerin olmadığından emin olduktan sonra, yalnız başına yaşayan ve ahlaksızlığıyla ilgili söylentiler yayılan dul bir kadının kapısının önünde durdu. Hafifçe dokunduktan sonra kapı açıldı. İçeri girip kapıyı kapattı.

Sokağa dalıp eve doğru yürümeye başladım. İşimi bitirdiğimden emin değildim. Beklememin daha uygun olacağına karar verip geri döndüm. Kadının kapısının görüleceği şekilde karanlık bir köşede oturup beklemeye başladım. Saatim yoktu. Tahminime göre bir saat sonra kadının kapısı bir kez daha açıldı. Kaymakam dışarı çıkıyordu. Evine kadar takip ettim. İşimin bittiğine inanıp eve döndüm.

Herkes uyumuştu. Yatağıma geçip uzandım. Sabah namazına dedem kaldırdı. Gözümü açar açmaz kulağına eğilip gördüklerimi anlattım. Beni sonuna kadar dinleyen dedem:

-Vah namussuz! Gündüz halkı dinsizleştirmeye çalışıyor, gece de ahlaksız yapıyor ha! dedi.

Ertesi akşam yine gitmemi istedi. Kalabalığa karıştım. Okuldaki iki üç serseriyle karşılaştım. Orada bulunmama şaşıran gençler birbirlerine bakıp güldüler. Ardından biri “Salih’e bak! Bize gitmeyin diyor, kendisi herkesten önce gelip karıları izliyor” dedi. Sesimi çıkarmadan uzaklaştım. Kuytu bir köşede beklemeye başladım.

Müzikten sonra takibe başladım. Evine giren kaymakam çıkmadı. Uzun süre beklediğim halde kapısı açılmadı. Bir sonraki gece kadınların şarkı şöleninde yoktu. Geç saatlerde evinin yakınlarına gidip karanlıkta beklemeye başladım. Aynı saatlerde evin kapısı açıldı. Dışarı çıkıp sokaklara daldı. Bir kez daha kadının evine girdi. Bekleme gereği duymayıp geri döndüm. Sonraki günler takibe devam ettim. Neticede kaymakamın haftanın üç gününde aynı saatlerde kadının evine gittiği ortaya çıkmıştı.

Dedemin bir şeyler yapacağını biliyordum. Bir iki kez dayımla ve amcamla bir araya geldi. Konuşulanları merak ediyordum. Ancak kapıyı kapattıkları için bir türlü öğrenemedim.

Bir sabah vakti okula gittiğimde ortalık söylentilerle çalkalanıyordu. Kaymakamın ahlaksız kadınla birlikte halkın baskınına uğradığı ve kadınla birlikte linç edildiği söyleniyordu. Kadın devlet hastahanesine, yaraları ağır olan kaymakam ise vilayetteki bir hastahaneye kaldırılmıştı. O gün ilçe halkının tek gündemi buydu. Olayı kimin yaptığı bilinmiyordu. Bu işte dedemin parmağının olduğundan adım gibi emindim.

Olayla ilgili bir sürü söz söylendi. Ancak kaymakam bir daha şehre dönmedi. Taburcu edildikten sonra kaymakamlıktan istifa ettiği söylendi. İlçeye dönüp bıraktığı eserlere bakacak yüzü kalmamıştı.

Saldırıyı kimin yaptığı ortaya çıkmadı. Olayla birlikte dayatmalarla gelenlerin çoğu eski haline döndürüldü. Kavga ve tartışmalardan sonra sinema kapatıldı. İçki satış büfesinin kapısına kilit vuruldu. Kahvehaneler işlemeye devam etti. Ancak kumar oyunları kaldırıldı. Bütün bunlara rağmen kaymakamın bir yıl içinde yaptıkları ilçenin gövdesinde açılmış yara gibi derin izler bıraktı. Sosyal dokuda tamiri mümkün olmayan bozulmalar oluştu. İnançla bütünleşen gelenek sarsılmış, yozlaşma kültürü gençlerin damarına zehir gibi zerk edilmişti.

(Hürseda Haber)



Bu makaleye yorum ekleyen ilk siz olun…
Yazarın Diğer Yazıları ( 2 )
Gazete Son Dakika RSS Hava Durumu twitter facebook
GÜNÜN RESMİ
-Yorumsuz-
-Yorumsuz-
ANKET
Mustazaflar Hareketinin Parti Kurmasını Nasıl Değerlendiriyorsunuz?
Anket
VİDEOLU HABERLER
Haber1
Nuh Eğitim Der Bayram Öncesi Yetimleri Sevindirdi
Nuh Eğitim Der, Şırnak Merkez ile Roboski'de bulunan Yetim ve İhtiyaç Sahibi ailelere Kurban Bayramı öncesi ayakkabı yardımında bulundu.
Haber1
Müslümanlara Verilen 205 Yıllık Ceza, Adana'da Kınandı
Akdeniz İnsani Hürriyetler ve İnanç Platformu; İslami STK üyelerine verilen 205 yıllık hapis cezasını düzenledikleri kitlesel basın açıklamasıyla protesto etti.
Haber1
Diyarbakır'da Kurban Bayramı Telaşı
Diyarbakır'da Kurban Bayramı telaşı kendini göstermeye başladı. Bayrama 2 gün kala alışveriş yoğunluğunun yaşandığı çarşı pazarlarda esnaf iş yokluğundan, müşteriler ise fiyat yüksekliğinden şikayetçiler.
Haber1
Avrupa Yetim Der Konya'da
Avrupa Yetim Der yetkilileri, yardım için çıktıkları Türkiye turunda Adana'dan sonra vardıkları nokta Konya oldu.
Haber1
Başbakan Erdoğan Van'da
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Van il merkezi ile Erciş ilçesinde TOKİ tarafından yaptırılan deprem konutlarının teslimi sebebi ile düzenlenecek anma etkinliklerine katılmak için Van'a geldi.
EN ÇOK OKUNANLAR
YORUMLANAN HABERLER
Sitemiz Sadece İnternet Üzerinden Yayın Yapmaktadır. İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Kullanılamaz.
hur-seda@hotmail.com   © 2008 - 2018   Tüm Hakları Saklıdır.